– çabucak sevgi duymak
...
Arama Sonucu – "İri başlı çivi"
kanı kaynamak (birinin)
– coşkun ve kıpırdak olmak
...
Kanlı bıçaklı olmak (biriyle)
– aralarında herhangi bir nedenden dolayı birbirini öldürecek kadar düşmanlık bulunmak.
...
Kapana sıkıştırmak (birini)
1. Onu zor durumda bırakmak. -2. Onu hile yoluyla yakalamak.
...
Kapı dışarı etmek (birini)
– kovmak, dışarı atmak
...
Kapının önüne koymak (birini)
Onu kovmak (Kars. Yol vermek.)
...
Kapıya dayanmak (bir şey) (biri)
1. Gelip çatmak, zamanı gelmek. -2. Bir şey elde etmek için zorlamak, gözünü korkutmak.
...
Kapıyı göstermek (birine)
Onun gitmesini istemek, onu kovmak.
...
Kara çalmak (sürmek) (birine)
– birine iftira etmek, kara sürmek
...
Karakolluk olmak (biriyle)
Kavga sonucu karakola gitmek zorunda kalmak.
...
Karambole getirmek (birini) (bir şeyi)
1. Karışıklıktan yararlanarak onu aldatmak. -2. Bir işi çabuk yaparak göz boyamak.
...
Karga tulumba etmek (birini)
– birkaç kişi, birini kollarından bacaklarından tutup kaldırmak
...
Karılık etmek (birine) (biri)
1. Evli bir kadın kocasına karşı görevlerini yapmak. -2. Erkek dönekçe davranmak, hile yapmak.
...
Karşı çıkmak (bir şeye) (birine)
1. Ona itiraz etmek, cephe almak. -2. Onu karşılamaya gitmek.
...
Karşı durmak (bir şeye, birine)
Ona direnmek, boyun eğmemek. Karşı gelmek (birine)
...
Karşılık vermek (birine, bir şeye)
1. Ona karşı gelmek, baş kaldırmak. -2. Ona yanıt vermek, cevap vermek.
...
kas kirişi ve zarı
– sinir
...
Kasvet basmak (çökmek) (birini)
Bunalmak, sıkılmak (Kars. işi da ralmak.)
...
Kasvet vermek (bir şey birine)
– sıkıntı vermek
...
Kavgaya tutuşmak (biriyle)
Onunla kavga etmeye başlamak.
...
Kayıtsız kalmak (bir şeye, birine)
Ona önem vermemek, onu umur samak, onunla ilgilenme gereği duymamak; lakayıt kalmak.
...
kazan (biri) kepçe (bir yer)
– “bir yeri etraflıca (dolaşmak, aramak)” anlamında kullanılan bir söz
...
Kazık atmak (birine)
Onu aldatmak, kandırmak; madik atmak.
...
Kem gözle bakmak (birine)
1. Kötü niyetle bakmak, -2. Nazar değ di ren bir bakışla bakmak.
...
Kemik atmak (birinin önüne)
Oyalamak, susturmak amacıyla ona küçük bir şey vermek.
...