– Kuşak, kemer, uçkur
...
Arama Sonucu – "Bel ile kalça arası bölüm"
belçin
– Belirti, iz, damga
...
belde
– İlçeden küçük, belediye ile yönetilen yer
– Mekan, yer, çevre
...
belde-i tayyibe
– Güzel ve hoş belde. Medine-i Münevvere
(beldei tayyibe, beldeitayyibe)
...
beldek
– iz, işaret, emare
...
beled
1.kent. 2.memleket.
...
beledi
– sıfat. Şehirle ilgili
– Yerleşik
– Pamuklu, kalın bir tür kumaş
...
belediye
– İl, ilçe, kasaba, belde vb. yerleşim merkezlerinde temizlik, aydınlatma, su, toplu taşıma ve esnafın denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan, başkanı ve üyeleri halk tarafından seçilen, tüzel ki ...
belediye encümeni
– Belediye kanununda belirtilmiş görevleri yerine getiren, özel kanunlarla belediye meclisi tarafından verilen görevleri, belediye meclisi toplu bulunmadığı zaman tetkik eden ve karara bağlayan ...
belediye güvenlik memuru
– zabıta
...
belediyye
belediye.
...
beleh
– bönlük, ahmaklık
...
BELEK
– Kundak, çocuk bezi
– Davar sağılan yer.
– Beşiğe konan çocuk yatağı.
– Bir çeşit çocuk beşiği.
– Alacalı, karışık renkli.
– Hediye, armağan.
– Düğün hediyes ...
beleme
– Belemek işi
...
belemek
– (-i, -e) Çocuğu kundaklamak, sarmak, beşiğe bağlayarak, sararak yatırmak.
– Beşiğe yatırıp bağlamak.
– Bulamak, bulaştırmak.
– Karıştırmak, katıştırmak
...
BELEMiR
Peygamberçiçeği
...
BELEMUN
çakır dikeni
...
BELEN
– Alçak dağ geçidi, Dağ üzerindeki yüksek geçit, üzerinden yol geçen dağ sırtları
– (Tür.) 1. Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 2. Akdeniz bölgesinde iskenderunda Suriyenin Kuzeye ...
BELENARI
üstünkörü
...
belenmek
– (-e) hlk. Kundaklanmak
– Bulanmak, bulaşmak, örtülmek
...
BELENOFOBi
iğne olmaktan korkma
...
belerme
– Belermek işi
...
belermek
– (nsz) hlk. Göz, akı iyice belirecek bir biçimde açılmak.
– Ottan zehirlenerek ölmek
– Çarpmadan, basınç veya çimdikten hafif morarmak.
– Belirmek, meydana çıkmak.
– İşe ...
belertmek
– (-i) hlk. Gözünü, akı iyice belirecek bir biçimde açmak.
– Hafif morumsu bir renk bırakacak şekilde deriyi örselemek.
– Gözlerini iyice açıp öfke ile bakmak.
...
beleş
– sf. argo Karşılıksız, emeksiz, parasız elde edilen.
– Ücretsiz, parasız, bedava
...