– Muhbir olma durumu veya muhbirin yaptığı iş. ...
Arama Sonucu – "Bir nesneyi tasarlamak "
Mukayyet olmak (bir şeye) (birine)
– Onu gözetmek, korumak ...
Muma döndürmek (çevirmek),(mum etmek) (birini)
– Bir şeyi kırmızı mumla mühürlemek
– mec. önemli bir şeyi unutmayıp akılda tutmak.
– Onu, her söylenileni yapar duruma getirmek, uslandırmak. ...
Mumla aramak (birini)
– çok isteyerek ve özlemle aramak ...
mumla aratmak (bir şey başka bir şeyi)
– daha kötü olan yeni bir şey, bir durum, bir kimse, pek iyi olmayan eskisini aratmak ...
MüSTEKBiR
(Ar.) 1. Kibirlenen kendini büyük gören, büyüklenen. 2. Alaha karşı büyüklenen kafir ve mülhid. – isim olarak kullanılmaz. ...
mütekebbir
– sf. Kibirli, kendini beğenmiş ...
müzikte güçlü bir biçimde çalınmak
– andantino ...
Namlusundan doldurularak ateşlenen eski bir silah
– arkebüz ...
Nanik yapmak (birine)
Birini kızdırmak ya da onunla alay etmek için nanik işareti yapmak ...
Narına yanmak (bir kimsenin)
– Bir kimse yüzünden büyük zarara uğramak
– Sevdasına kapılmak, bu sebeple sefil olma ...
Nazar değmek (bir şeye, birine)
Uğursuzluk, kötülük gibi olumsuz sonuçlar veren kıskanç bakışlardan ötürü fena bir duruma düşmek; göz değmek. ...
Nazarı itibara almak (bir şeyi, birini)
Ona önem ve değer vermek ...
Nazı geçmek (birine)
Ona isteğini kabul ettirecek, yaptırabilecek kadar yakınlığı bulunmak, hatırı sayılmak ...
Ne arıyor? (bir yerde)
“Niçin oraya gitmiş? Orada ne işi var?” anlamında. ...
Nefes aldırmamak (birine)
bk. Soluk aldırmamak. ...
Nefsine yedirememek (bir şeyi)
istenmeyen ya da onur kırıcı bir işi kendine uygun görmemek; kendine yedirememek, onuruna yedire memek. ...
Neşter vurmak (bir şeye)
Bir sorunu kesin olarak çözmek, sonuç el de etmek amacıyla ele almak. ...
nifak sokmak (bir yere, bir şeye)
– ara açmak, bozgunculuk yapmak ...
Nispet vermek (yapmak) (birine)
Birini üzecek, kıskandıracak, kızdıracak davranışta bulunmak ...
Not vermek (birine, bir şeye)
1. Bir şey ya da bir kimse işin iyi ya da kötü bir kanıya varmak. -2. öğrenciye başarısıyla orantılı bir not at mak. ...
Nüfuzu altında tutmak (bir yeri)
Orayı egemenliği artında bulundurmak. ...
ödev bilmek (saymak) (bir şeyi)
Bir şey yapmayı, yerine getiri si zorunlu bir iş olarak kabul etmek. ...
öfkesini (birinden, bir şeyden) almak (çıkarmak)
öfkeli kişi haksız yere bir başkasına çatmak ya da olmayacak bir şey yaparak rahatlamaya çalışmak ...
öğüt almak (birinden)
Yol göstermesi işin birinin görüşüne başvur mak ...