çok uzak yer. ...
Arama Sonucu – "Bir nesneyi tasarlamak "
Dünyayı haram etmek (birine)
Ona hayatı yaşanılmaz duruma getirmek. ...
Dürbünün tersiyle bakmak (bir şeye)
Söz konusu şeyi çok küçümsemek, olduğundan daha az değerli, önemli görmek. ...
Düşüncesini açmak (birine)
– görüşünü bildirmek ...
Düşüp kalkmak (biriyle)
– erkek kadınla veya kadın erkekle yasa ve töre dışı yakın iliçki kurmak
– biriyle çok yakın arkadaşlık etmek ...
Düzene koymak (sokmak) (bir şeyi)
1. Yolunda gitmesini sağlamak, uygun biçimde çalışır duruma getirmek. -2. Dağınıklıktan kurtarıp derli toplu duruma getirmek. ...
eğlenceli bir tür sahne eseri
– operet ...
eğlendirici oyunlardan her biri
– numara ...
ekabir
– Büyükler, devlet büyükleri, ileri gelenler
– alay Kendini beğenmiş kimse ...
Ekmeğinden etmek (birini)
Onu işinden çıkarmak, atmak. ...
Ekmeğinden olmak (biri)
Geçimini sağlayan işinden zorunlu olarak ayrılmak. ...
Ekmeğine yağ sürmek (bir şey, birinin)
– Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek ...
Ekmeğini yemek (birinin)
– birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak
– geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak ...
Ekmeğiyle oynamak (birinin)
Bir kimse kendisinin ya da başkasının işini kaybetmesine neden olmak. ...
ekşi bir meyve
– limon, greyfurt, erik, elma ...
Eksik etmemek (bir şeyi)
1. O şeyi her zaman bulundurmak. -2. Ona devam etmek, onu sürekli yapmak. ...
Eksikliğini duymak (bir şeyin, birinin)
O şeyin eksik, yarım, noksan olduğunun bilincine ermek; o kimseyi arar olmak. ...
El atmak (bir şeye)
1. Yeni bir işe başlamak. -2. Birisinin işine karış mak; müdahale etmek. -3. Birine sarkıntılık etmek. ...
El atmak (birinden)
1. Tarikatlarda bir mürit, mürşidinden başkaları na yol gösterme iznini almak. -2. Bir sanat öğrenen şırak, ustasından kendi başına iş yapabilme iznini almak. -3. iskambil oyunlarında kar şı tarafta ...
El basmak (bir şeye)
Ekmek ya da kutsal kitaplardan biri üzerine el koyarak ant içmek, yemin etmek. ...
el birliği
– Bir iş yapmak için birleşme, beraberlik, dayanışma ...
El çabukluğuna getirmek (bir şeyi)
Bir işi, hilesini sezdirmeden çabucak yapmak ...
El çekmek (bir şeyden)
O şeyden vazgeçmek, artık onu yapmamak. ...
El çektirmek (birisine, işten)
Onu görevinden, işinden uzaklaştırmak. ...
El etek çekmek (bir şeyden)
1. Artık o şeyle uğraşmaz olmak. -2. Kendini bütünüyle ibadete vermek. ...