çevresinde olup bitenleri, doğruyu yanlışı anlamaya başlamak; anlayacak düzeyde, durumda olmak. ...
Arama Sonucu – "Kauçuktan yapılöış şey"
Aklı kalmak (bir şeyde, birinde)
Sevdiği, beğendiği bir şeyi düşün mekten kendini alamamak. ...
Aklı takılmak (bir şeye, birine)
Hep o şey, kimse üzerinde durup dü şünmek. ...
Aklı yatmak (kesmek) (bir şeye)
O şeyin olabileceğine, onu yapıla bileceğine inanmak. ...
Aklına koymak (bir şeyi),(bir şeyi birinin)
– bir şeyi yapmaya kesin olarak karar vermek
– çok istemek
– bir kimse birine, bir şey telkin etmek. ...
Aklında tutmak (bir şeyi)
1. Onu unutmamak. -2. iyice öğrenmek, bellemek. ...
Aklından çıkarmak (bir şeyi, birini)
Unutmak ...
Aklından geçirmek (bir şeyi, birini)
Onu hatırlamak, bir şeyi düşünmüş olmak. ...
Aklını (başından) almak (bir şey, bir kimse)
-.1. Birinin güzelliği kar şısında büyülenmek. -2. Birinin, ani bir davranışta bulunarak korkut mak. ...
Aklını bir şeyle bozmak
– Bir şey üzerine düşünerek, hep onunla uğraşıp durmak. ...
Aksi gitmek (bir iş) (bir kimseye)
1. Bir iş olumlu, istenilen biçim de yürümemek. -2. Birisine ters davranmak, onunla uzlaşmaya yanaşmamak. ...
Aksi şeytan (hay)
– işler yolunda gitmediği zaman ne kadar ilgisiz, münasebetsiz anlamında kullanılan bir söz ...
Alaka beslemek (duymak) (bir kimseye)
Ona ilgi duymak; ilgi bes lemek. ...
Alaka çekmek (uyandırmak) (bir şey, kimse)
ilgi çekmek, ilgi uyandırmak. ...
Alaka göstermek (bir şeye, kimseye)
bk. ilgi göstermek. ...
Alakayı kesmek (bir şeyle, kimseyle)
Onunla her türlü iliçkiye son vermek. ...
alargadan seyretmek
– argo uzaktan bakmak. ...
Alet olmak (bir şeye)
Bilerek ya da bilmeyerek kötü bir şeyde aracı lık etmek. ...
Aleyhine olmak (bir şey, bir kimsenin)
– bir iş, birinin zararına olmak, onun için iyi olmamak ...
Alıcı gözüyle bakmak (bir şeye, birine)
– inceden inceye gözden geçirmek
– ona çok dikkatli bakmak, onu dikkatlice gözden geçirmek. ...
Alıp verememek (biriyle, bir şeyle)
Onunla arasında bir sorun olmak, anlaşamamak, geçinememek. ...
Allak bullak etmek (bir şeyi) (birini)
1. Onu karıştırmak, bozmak, darmadağınık etmek. -2. Onu sağlıklı düşünemeyecek duruma getirmek. ...
Allayıp pullamak (bir şeyi, kimseyi)
Onu süslemek, ilgi çeksin diye kötü yönlerini çarpıcı şeylerle donatmak. ...
Alnından öpmek (bir kimseyi)
Onu çok beğenmek, kutlamak, takdir etmek. ...
Alt üst etmek (bir şeyi) (birini)
– alt yüzünü üst yüzüne getirmek
– çok karışık duruma getirmek, düzenini bozmak
– yıkmak, harap etmek
– huzursuz etmek, rahatsızlık vermek ...