iç bulantısı
...
Arama Sonucu – "Kauçuktan yapılöış şey"
gaseyan
1.kusma. 2.kusmuk.
...
Gavur etmek (bir şeyi)
Onu işe yaramayacak duruma getirmek, zi yan etmek, n
...
Geri çevirmek (bir şeyi, birini)
1. Onu kabul etmemek. -2. Onu geldiği yere göndermek.
...
Geri durmamak (bir şeyden)
O şeyi yapmaktan kaşınmamak. (Kars. Aşağı kalmamak.)
...
Gizli tutmak (bir şeyi)
Bir olayı, bir haberi hiç kimseye duyurma mak, aşıklamamak.
...
Gıcık almak (kapmak) (bir şeyden, birinden)
Onun söz ve davranışlarından, kimi özelliklerinden hoşlanmamak; dahası sinirlenmek.
...
Gıcık olmak (birine, bir şeye)
Bir davranışa ya da bir kimseye sürek li olarak sinirlenmek.
...
Gına gelmek (getirmek) (birine, bir şeyden)
O şeyden bıkmak, usanmak.
...
Göğsü kabarmak (bir şeyden)
Ondan büyük övünş duymak, kıvan mak.
...
Göğüs germek (bir şeye)
Her türlü güçlüğe dayanmak, bilinçlice karşı koymak, direnmek.
...
Gökte ararken yerde bulmak (bir şeyi, birini)
Ele geçirilmesi güç sanılan bir şeyi, birini kolayca bulmak.
...
Gölge düşürmek (bir şeye)
Bir şeyin bilerek ya da bilmeyerek değe rini azaltmak.
...
Gönlünden geçirmek (birini, bir şeyi)
Onu şöyle bir düşünmek, istemek; içinden geçirmek. Gönlünden kopmak
...
Gönül vermek (birine) (bir şeye)
1. Ona aşık olmak. -2. Ona sevT giyle bağlanmak.
...
görülmemiş şey
– acibe, acayip, ucube
...
Gövdeye atmak (indirmek) (bir şeyi)
Onu büyük bir iştahla yemek; mideye indirmek.
...
Göz ardı etmek (bir şeyi)
Onu görmezlikten gelmek, ona gereken il giyi, önemi göstermek.
...
Göz atmak (bir şeye, yere)
Ona, üzerinde pek durmadan şöyle bir bakmak.
...
Göz değmek (birine, bir şeye)
Uğursuzluk ya da kötülük getirdiğine inanılan kıskanş ya da hayran’ bakışlar nedeniyle kötü bir duruma düşmek; göze gelmek.
...
Göz dikmek (bir şeye, birine)
Onu ne pahasına olursa olsun ele ge şirmek istemek.
...
Göz gezdirmek (bir şeye)
Ona üstünkörü bakmak, şöyle bir bak mak, onu yüzeysel olarak okumak, incelemek.
...
Göz koymak (bir şeye, birine)
Onu elde etmeyi amaçlamak.
...
Göz kulak olmak (bir şeye, birine)
– görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak
– gözetmek, korumak, bakmak
...
Göz önünde tutmak (bulundurmak) (bir şeyi)
Bir şeyin nasıl sonuçlanacağını, gerçekleşmesinin hangi koşullara bağlı olduğunu düşünmek (Kars. Dikkate almak, hesaba katmak.)
...