istenmeyen ya da onur kırıcı bir işi kendine uygun görmemek; kendine yedirememek, onuruna yedire memek.
...
Arama Sonucu – "Kauçuktan yapılöış şey"
Neşter vurmak (bir şeye)
Bir sorunu kesin olarak çözmek, sonuç el de etmek amacıyla ele almak.
...
nifak sokmak (bir yere, bir şeye)
– ara açmak, bozgunculuk yapmak
...
Not vermek (birine, bir şeye)
1. Bir şey ya da bir kimse işin iyi ya da kötü bir kanıya varmak. -2. öğrenciye başarısıyla orantılı bir not at mak.
...
ödev bilmek (saymak) (bir şeyi)
Bir şey yapmayı, yerine getiri si zorunlu bir iş olarak kabul etmek.
...
öfkesini (birinden, bir şeyden) almak (çıkarmak)
öfkeli kişi haksız yere bir başkasına çatmak ya da olmayacak bir şey yaparak rahatlamaya çalışmak
...
öküz tirene bakar gibi bakmak (bir şeye)
Ona aptal aptal, bir şey anlamadan bakmak.
...
Olur şey (iş) değil
Olabileceği akıldan geçirilmeyen, olması olanaksız olan şeyler için kullanılır.
...
Oluruna bırakmak (bir şeyi)
Bir olayın ya da bir durumun kendi ko şullarında oluşmasını beklemek, yapılabildiği kadarıyla yetinmek.
...
öne almak (birini, bir şeyi)
Bir kimseye veya bir şeye, diğerlerinden daha önemli sayarak tarnan ve sıra bakımından öncelik tanımak
...
önem vermek (bir şeye, birine)
Ona değar vererek üstünde dur mak, onu önemli saymak
...
önünü almak (bir şeyin)
Onu önlemek, engellemek.
...
Onuruna yedirememek (bir şeyi)
1. Onur kıran, küşültücü nitelikte olan işleri yapmamak-2. Başkalarının küşültücü, onur kına davranış larına karşı tepkide bulunmak; kendine yedirememek, nefsine yedire memek; izzetinefsine yedireme ...
örnek almak (birini, bir şeyi)
1. Bir başkasının iyi ya da kötü olan davranışlarını benimseyip tıpkı onun gibi davranmak. -2. Bir şeyden kendisi için olumlu bir ders çıkarmak.
...
Ortadan kaldırmak (bir şeyi) (birini)
1. Onu saklamak gizlemek. -2. Onu yok etmek öldürmek; meydandan kaktırmak.
...
Ortalığı (bir şey) almak
çevreyi (o şey) kaplamak.
...
Ortalığı tutmak (bir şey)
0 şey yayılmak herkesçe konuşulmak
...
Ortaya atmak (bir şeyi)
Bir düşünceyi herkesin bilgi ve tartışmasına sunmak; meydana atmak.
...
Ortaya çıkarmak (bir şeyi)
Onun kesinliğini, varlığını kanıtlarıyla göstermek; meydana çıkarmak.
...
Ortaya dökmek (bir şeyi)
1. Ne var ne yok meydana çıkarmak, her kese göstermek. -2. Onu açıklamak, herkesçe bilinir duruma getirmek; meydana dökmek.
...
Ortaya koymak (bir şey) (bir şeyi) (kendini)
1. Olan biten her şeyi göstermek. -2. Onu yapmak, yaratmak -3. Tüm maddi varlığını gözler önüne sermek; meydana koymak.
...
örtbas etmek (bir şeyi)
Duyulmaması istenilen bir durumu başka türlü göstererek kapatmak.
...
Parmağına dolamak (bir şeyi, kimseyi)
Onu gerekli gereksiz her yerde, olur olmaz bir kişiye söylemek, tartışmak, eleştirmek
...
Parmak basmak (bir şeye)
1. Belli bir konuya temas etmek, dikkati çekmek. -2. Bir konunun ya da olayın üzerinde durmak. -3. Parmağının ucuna mürekkep sürüp imza yerine geçmek üzere kağıt üzerine basmak.
...
Pas geçmek (bir şeyi) (birini)
– bazı iskambil oyunlarında o ele katılmamak
– “geçiniz” demek
– vazgeçmek, caymak, aldırış etmemek
...