– gücünün üstündeki işleri başarmaya kalkışmak
...
Arama Sonucu – "Kauçuktan yapılöış şey"
çok dayanıklı şey
– sağlam, sert, kavi
...
çok görmek (bir şeyi birine)
1. Bir şeyi bir kimseden esirgemek, o şeyi ona değer bulmamak. -2. Birinin bir davranışını yadırgamak.
...
Damgasına vurmak (biri, bir şeye kendi)
O şeye kendisiyle ilgisi olduğunu ya da kendi yapıtı olduğunu belli edecek nitelikler vermek.
...
Damgasını taşımak (bir şey, bir şeyin)
Bir şey söz konusu şeyin özelliğini taşımak.
...
Damgasını vurmak (birine, bir şey)
O kimse işin kötü bir yargıya varmak; onu kötü bir adla adlandırmak.
...
Dar kaçmak (bir yerden, bir şeyden)
Kendisi için tehlikeli olabilecek bir yerden, bir şeyden güçlükle kurtulmak.
...
Dara getirmek (bir şeyi, birini)
Onu aceleye getirmek, onun sıkışık durumundan yararlanmak.
...
değiş tokuşta üste verilen şey
– abra
...
Deli olmak (bir şeye)
1. Ona kendinden geşercesine bağlanmak onu çok sevmek -2. O şeyden ötürü çok sinirlenmek
...
Delik deşik etmek (bir şeyi, birini)
1. Bir şeyin her yanında delikler açmak -2. Yaralayıcı bir aletle bir canlının vücudunda birçok yara açmak.
...
Dem vurmak (bir şeyden)
Bir konudan söz etmek
...
Derdine düşmek (bir şeyin)
1. Yersiz bir hevese kapılmak. -2. Yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak
...
Ders almak (bir şeyden)
Genellikle kötü bir olaydan yararlı sonuç çıkarmak; ibret almak.
...
Ders olmak (bir şey, birine)
O şey bir kimse işin öğretici bir örnek oluşturmak; ibret olmak.
...
Dert yanmak (bir şeyden, birinden)
O şeyler, kimseyle ilgili şikayet te bulunmak.
...
Dibine darı ekmek (bir şeyin)
Ona şeyi tümüyle tüketmek, hiçbir şey bırakmamak.
...
Didik didik etmek (bir şeyi, yeri)
Onu, orayı en küçük ayrıntısına kadar incelemek, aramak.
...
Dik alası (bir şeyin)
– tkz. Genellikle hoş karşılanmayan bir durumun aşırılığını anlatan bir söz
– Hoş olmayan bir durum ya da hoş karşılanmayan bir davranışın son kertesi.
(dik alası)
...
Dikiz etmek (birini, bir yeri, şeyi)
Onu gözetlemek, ona gizlice bak mak.
...
Dikkate almak (bir şeyi)
– göz önünde bulundurmak, hesaba katmak, gereğini düşünmek
...
Dikte etmek (bir şeyi, birine)
isteklerini ona zorla kabul ettirmek
...
Dil uzatmak (bir şeye, birine)
Saygı duyulan bir kimse ya da kutsal bir yer, şey hakkında yakışık almayacak, aşağılayıcı sözler söytemek.
...
Dile getirmek (bir şeyi, birini)
1. Onu aşıklamak, anlatmak. -2. Onu konuşturmak.
...
Dili varmamak (bir şeye, söylemeye)
Kötü bir şey söylemeye niyet lenmişken söylememek, kendini tutmak; ağzı dili varmamak.
...