– Onun ne demek istediğini kavramak.
– Söz konusu şeyin özelliğini, o şey üzerinde ne yapılması gerektiğini bilmek
...
Arama Sonucu – "Kauçuktan yapılöış şey"
Dilinden düşürmemek (bir şeyi, birini)
Hep aynı kişiyi ya da şeyi anlatmak, hep ondan söz etmek.
...
Diline dolamak (bir şeyi, birini)
1. Aynı şeyi sık sık her yerde söyle mek. -2. Bir kimseyi her yerde kötüleyip durmak.
...
Dilinin altında bir şey olmak
Söz ve davranışlarından bir şeyler sak ladığı belli olmak.
...
Dilinin ucuna gelmek (bir şey)
O şeyi, söyleyecek durumdayken herhangi bir düşünceyle söylemekten vazgeçmek.
...
Dışa vurmak (bir şeyi)
1. Onu belli etmek, tutum ve davranışların dan, bir şeyin etkisinde olduğu belli olmak. -2. Duygularını saklama yı p belli etmek. .
...
Doğru bulmak (bir şeyi)
Onu uygun görmek, onaylamak.
...
Dört elle sarılmak (yapışmak) (bir şeye) (birine)
1. O şeyi iyice benimseyerek ve özenle yapmak için ele almak. -2. Destek ya da yardım umulan kimseyle sıkı bağlar kurmak.
...
Doyum olmamak (bir şeye)
O şeyden hiçbir şekilde bıkmamak, tadına doyulmamak.
...
Duman almak (bir yeri) (bir şeyden)
1. Orayı sis bürümek, sis kaplamak. -2. Sigaradan ya da sigara gibi sarılmış uyuşturucudan içine çekmek.
...
Duman etmek (birini, bir şeyi)
– argo dağıtmak, bozmak, yok etmek
– yenmek, başarı sağlamak
...
Dümdüz etmek (bir şeyi, yeri)
Onu yıkmak, kırıp dökmek, ezmek, yerle bir etmek.
...
Dürbünün tersiyle bakmak (bir şeye)
Söz konusu şeyi çok küçümsemek, olduğundan daha az değerli, önemli görmek.
...
düşey
– sıfat, matematik. Yer çekimi doğrultusunda olan, şakuli
...
Düzene koymak (sokmak) (bir şeyi)
1. Yolunda gitmesini sağlamak, uygun biçimde çalışır duruma getirmek. -2. Dağınıklıktan kurtarıp derli toplu duruma getirmek.
...
Ekmeğine yağ sürmek (bir şey, birinin)
– Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek
...
Eksik etmemek (bir şeyi)
1. O şeyi her zaman bulundurmak. -2. Ona devam etmek, onu sürekli yapmak.
...
Eksikliğini duymak (bir şeyin, birinin)
O şeyin eksik, yarım, noksan olduğunun bilincine ermek; o kimseyi arar olmak.
...
El atmak (bir şeye)
1. Yeni bir işe başlamak. -2. Birisinin işine karış mak; müdahale etmek. -3. Birine sarkıntılık etmek.
...
El basmak (bir şeye)
Ekmek ya da kutsal kitaplardan biri üzerine el koyarak ant içmek, yemin etmek.
...
El çabukluğuna getirmek (bir şeyi)
Bir işi, hilesini sezdirmeden çabucak yapmak
...
El çekmek (bir şeyden)
O şeyden vazgeçmek, artık onu yapmamak.
...
El etek çekmek (bir şeyden)
1. Artık o şeyle uğraşmaz olmak. -2. Kendini bütünüyle ibadete vermek.
...
El koymak (bir şeye)
1. Bir şeyi, kendi buyruğu altına almak; bir yerin yönetimini kendi yetki sınırlan işine almak. -2. Bir yolsuzluğu orta ya çıkarmak için incelemesine girişmek.
...
El sürmemek (bir şeye, birine)
1. Onu ellememek, ona bir zararı dokunmamak. -2. Bir işi yapmaya başlamamak. -3. ilgilenip eline al mamak.
...